Monday, 7 April 2014

Palmy'de sıradan bir haftasonu

Haftasonu nasıl geçti anlamadım. Günler günleri,  haftalar haftaları kovaliyor. Burada yerleşik miyiz¿ Yoksa burada zaman mi dolduruyoruz? Bu aralar üzerine çok düşündüğümüz sorular. Her alışverişte,  her yeni tanistigimiz insanin ilk sorulari şunlar oluyor: Nerelisiniz? Ne kadardır buradasınız? Temelli mi geldiniz? Ne yalan söyleyeyim,  cok sıkıldım artık bu muhabbetlerden. Burada yaşıyorum len, size ne, hatta ülkeyi yakıp yıkmazsak bizi kovamazlar da, sınırsız süreli işlerimiz var, yani kapa çeneni ve işine bak diyesim geliyor. Bu karmaşalar başladıysa "gurbetçi" kıvamına da gelmişiz demektir, haydi hayırlısı.
Cuma günü hava inanılmaz güzeldi.  Yazın görmemiştik böyle havayı. Işten çıkıp,  eve geldik, üzerimize spor kiyafetlerimizi giyip doğruca tenis kortlarinin yolunu tuttuk. Önce biraz ısındık,  sonra iki set maç yaptık.  Bir önceki zaferime karşılık bu defa fena yenildim.  2-0. Yenilen pehlivan güneşe doymaz derler ya ben doydum.  Nasıl doymayayim,  karnim gurul gurul. Doğruca duşa ve sonra doğruca mutfağa.  Ozii köfteyi kardı,  patatesleri soydu, Deniz köftelere şekil verip, patatesleri yağladi. Sonra güzel bir müzik eşliğinde gelsin şarap ve yemek keyfi. Haftanın koşturmacasi ancak  bu kadar güzel üzerimizden atilabilirdi.  Yemek sonrası da biraz vurdulu kirdili bir Tarantino filmi izleyerek gecemizi sonlandırdik.
Cumartesi sabahi oldukça geç kalktık. Güzel bir kahvaltınin ardından, Ozii is başına geçti,  ben ise biraz evi toparladım. Sonra Zeliha abla ve Emine ile bulusmak için merkeze gittim. Amacım öncesinde şehrin tek alışveriş merkezi olan Plaza'ya gidip birkaç işimi halletmekti ama evden erken cikamayinca o buluşma sonrasına kaldı. Arabayı meydana park edip, dolana dolana Fransiz Cafe'ye gittim. Vardigimda Zeliha ablanın çoktan gelmiş olduğunu gördüm.  Hemen sonra Emine de geldi. Kahvelerimizi ve tatlilarimizi siparis edip, muhabbet ettik ve doğum günümü kutladık. Haftaiçi çalıştıkları için gelememişlerdi,  biz de ilk fırsatta buluşup,  kutlamamizi gerçekleştirdik. :) Sonrasında Plaza'ya gidip işlerimi hallettim, kendime kışlık yeni ciciler alıp, yıllar sonra ilk defa uzatabildigim tırnaklarıma hakettikleri bakımı yaptırıp mutlu oldum. Eve döndüğümde yazık Ozii hala çalışıyordu. Ben gelince çalışmayı bıraktı, eline Tomb Raider i aldi ve saat altiya doğru da "lazer tag"oynamak için evden çıktık. Neda ve Kambiz'i alıp,  mekana gittik. Sonra ekibin diğer bölümü de geldi; Aslı, Kutay, Utku. Ilk defa oynayacağım için heyecanlıydim. Ilk 15 dk yi iki grup halinde oynadık,  ikinci 15 dk ise herkes tekti. Tam bir kaos ortamıydi. Birbirini vuran vurana. Kim birinci çıktı dersiniz, haha, tabii ki ben :) strateji yaptım, tuttu ;) Oyun sonrası sırılsıklam olan t-shirtlerimizi degistirip doğru markete. Marketten hem haftalik alışveriş yaptık hem de hemen karnimizi doyurabilecegimiz aperatif şeyler aldık. Neda'larda bizimle alışverişe gelmişti, karinlar aç olunca hemen sofraya oturduk. Sonrası sohbet muhabbet.
Pazar günü göreceli erken kalktık,  saatlerde geriye alınınca epey erken kalkmış olduk. Güzel bir pazar kahvaltısinin ardından hayatımın dizisi "how I met your mother" ın beni down eden final bölümünü izledik. Hikaye kurgusu itibari ile mantıklı ve cok gerçekçi olmuş.  Ama ben gerceklikleri sevmem ki. Ben masalsı hikaye olsun isterim. Herkes hep mutlu olsun, ölüm olmasın.  Lily ve Marshall sanırım hikayenin en mutlu karakterleri oldular baştan sona. Robin'in çocuğunun olmaması,  aşık olduğu adamdan ayrilisi ve Barney'nin bir çocuğunun olması,  Ted'in sevdiği kadından iki çocuğunun olması, eşi ile 7 sene sonra evlenmesi ve ardından birkaç sene sonra eşinin ölmesi.  Off off hala böyle bitmemeliydi diyorum ya keşke hiç bitmeseydi.  Arkadaşlarımdan ayrılmış gibi hissediyorum, onları özleyecegim.
Dizi faslimizin ardından ben ev işine, Ozii de ödev okuma işine döndü.  Saat 2:30 gibi yine biricik Plaza'miza gitmek için evden çıktık. Plaza'dan doğru Hatice ve çocukları almaya Kevin Grove a gittik. Sonra hep beraber Koray ve sevgilisinin düzenlediği mangala gittik. Mangal yakıldı, köfteler kızardı,  erkekler Türkiye'yi kurtardı,  kadınlar da .. hmmm.. kaynastik galiba. Erkeklerin hepsi Türk olunca muhabbet kolay, hatun kismisi biraz karışık.  3 Türk,  1 Maori, 1 Ukrayna, 1 Avustralya. Saat yediyi geçiyordu ki kalktık. Eve gelince de çok kafa yormadan önümüzdeki beş günlük tatili planladik. Rotorua'ya gidiyoruz.
Ha bu arada Türkiye biletlerimizi de aldık. :)

No comments:

Post a Comment